22 Mayıs 2008

Cemaat gazetesi

Birgün Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ahmet Tulgar demiş ki

Her gün illa ki okurlarımız gazeteye geliyor. 35 kişilik gazetede 75 kişilik yemek çıkması da okurla kurduğumuz ilişkinin niteliğini gösteriyor.
"Kitle kültürü gazeteleri"nde "sol"un satan bir değer olduğunu da ekleyen Tulgar'a hatırlatılması gereken, sözünü ettiği türden bir sol perspektifin tek başına satmadığıdır. Sola yakın diye bilinen yazarlar, ortaya yakın yorumların ağırlıkta olduğu, bol magazin ve sporun da bulunduğu paketlere girdiğinde tiraja dönüştüğüdür.

ÖDP'nin aldığı oyla Birgün; EMEP'in aldığı oyla Evrensel arasında bir alaka gözlenebilir. Bu gazeteleri alanların önemli bir kısmının bir görev bilinciyle aldıkları biliniyor. Tulgar'ın okurlarla olan ilişkilerine dair alıntıladığım sözlerini, çalışanların "kendi dilekleriyle" düşük ücretle çalışmasını, maaşsız geçen ayları falan da hesaba katarak, Birgün'e cemaat gazetesi demek yerinde olur sanıyorum. Cemaatlerinin çok büyüme şansları olduğunu sanmıyorum. Zaten böyle bir perspektif de yok Tulgar'ın ifadelerinden anladığım kadarıyla.

19 Mayıs 2008

Atatürk'ü daha çok sevmek

19 Mayıs'ın tüm yurtta coşkuyla kutlandığını ve halkımızın tam anlamıyla Atatürk'e olan özlem ve şükranla dolu olduğunu okuyabilirsiniz bir çok gazeteden. Pekiyi bunları okurken, kendi kendize, "Hay Allah, bende ne bayram coşkusu, ne bir Atatürk özlemi var; bahar yorgunluğu mu acaba?" diyenler var mı?

Anneler günü münasebetiyle bir yazı yazmıştı Engin Ardıç: Atatürk annesini sever miydi? Atatürk'ün sıradan ve basit bazı özelliklerinin nasıl sistematik olarak unutturulmaya çalışıldığından dem vuran Ardıç

İçki içen, seven, sevilen, yürekler yakan, evlenen, boşanan bir Atatürk, İNSAN ATATÜRK'tür. Olimpos (pardon, Çankaya) dağında oturan bir tanrı değil, sabaha karşı üst kattan eşinin "çok içtin Kemal, yat artık" diye seslendiği bir önder benim önderimdir.
diye yazmış. Ama niye insan Atatürk ibaresini büyük harflerle yazmış, bilmiyorum, vurgu yapıyor herhalde. Her neyse, ulu önderin hayatına dair bir takım ayrıntılar verdikten sonra
Eee, bunları bilmek ya da hatırlamak neyi değiştirir?
diye sormuş ve cevabını de kendi vermiş:
Atatürk'ü daha çok sevmemizi sağlar.
Bende bunları öğrenmek, Ardıç'ın öngördüğü yönde bir duygu ya da düşünce değişimi yaratmadı. Üstelik bugün 19 Mayıs, ne yapmalı?

Arada bir Kemalizmin eleştirisini yapıyor gibi görünen Ardıç, sanki üstü kapalı olarak Atatürk'ü sevmemiz gerektiğini ima ediyor, bürokrasinin, CHP'nin, vs.nin halkı Atatürk'ten soğuttuğunu anlatıyor.

21. yüzyılda, bir insanın, hem de Türkiyeli bir Türk'ün, Atatürk'ü özlememesi, ona duygusal bir bağ hissetmemesi imkansız mı?

Bu "Onu özlemeyenimiz var mı?" sorusunu bir ara Hürriyet reklam kampanyası yapmıştı, çok komik bir reklamdı bence. Nur Çintay da dalgasını geçmeye çalışmıştı, ama başarısızca:
Evet, var! Ben mesela, Atatürk'ü özlemiyorum. Çünkü onunla hiç tanışmadım, kokusunu bilmiyorum. İnsan, kokusunu bilmediği birini özlemez,
derken Çintay'ın da pek cesur sayılmayacağını söyleyebiliriz. Yani ulu önderi özlememek için masum bir bahanemiz var, çünkü onu koklamadık. Ama bir koklasaydık, özlemeden edemezdik değil mi?

Atatürk yakışıklı adammış, bir de her fotoğrafta arkada sırıtan tipler olmasaydı...

17 Mayıs 2008

Avrupa'da Türkler, İtalya'da Romanlar, Türkiye'de Kürtler

BBC'den bildiriyorum: Fransa, Hollanda ve Almanya polisinin yaptığı operasyonlarda 10 kişi tutuklanmış. Gerekçe: Özbekistan'daki aşırı İslamcılar'a para aktardıklarından şüpheleniliyor. Bizim için daha ziyade ilginç olan kısmı, bu 10 kişiden ülkeleri açıklanan 9'unun Türkiyeli olması. Şüphelilerin El-Kaide'yle bağlantılı militan bir grup için para topladıkları söyleniyor. Fransa polisi ve istihbaratı yaklaşık bir yıldır şüphelileri izliyormuş.

***

Guardian'ın haberi hepimizin en kolay nefret edebildiği Romanlar'a (çingeneler) dair. Yeni açıklanan bir araştırmaya (anket) göre İtalyanlar'ın yüzde 68'i Romanlar'ın ülkeden kovulması taraftarıymış. Sözü edilen Romanlar'dan İtalya'da 150 bin tane var ve bunların büyük kısmı aynı zamanda İtalya vatandaşı.

Bazı kendini bilmezler (evet bunlardan İtalya'da da varmış) Napoli'de çingene yerleşimleri ateşe verirken, ankete katılanların çoğu İtalya'daki tüm çingene yerleşimlerinin yıkılmasını savunmuş.

Napoli'deki Molotof kokteylli saldırıyı düzenleyen Genç Napolililer yaptıklarının "etnik temizlik" olduğunu söylemişler, yani en azından bu faşistler bu konuda yaptıklarını açıkça ifade etmişler.

***

Bir çok araştırma Türkiye'de milyonlarca Kürt'ün yaşadığını belirtiyormuş.

16 Mayıs 2008

Hürriyet'in bedava İncil kampanyasına Zaman'dan herkese Buda öğretisiyle yanıt

Etliye sütlüye dokunmadıkça demokrat ya da liberal yazarlara da sayfalarında yer ayıran İslamcı Zaman gazetesinin haberine göre

Batı dünyasının Müslümanları daha iyi tanıması amacıyla önce yazı dizisi yayınlayan, ardından da 50 bin Kur'an-ı Kerim dağıtan Belçika'nın De Standaard Gazetesi, uluslararası medya oscarı kazandı.
Hoşgürü bayrağını gururla dalgalandıranlarla, İslamofobikler arasında bir kutsal kitap verme yarışı başlasın ister misiniz?

Hürriyet 10 kupona İncil verirken, Sabah sadece 7 kupona Tevrat veriyormuş. Zaman da yarışa iddialı katılarak Buda'nın Thripitaka adlı eserini sunuyormuş okurlarına.

Rakip dinlerin kitaplarının dağıtılmasınun caiz olup olmadığı sorusuna dair açıklama henüz yok. Olayın arkasında CIA ve Mossad var deniyormuş.

07 Mayıs 2008

TESPİH ÇEKEN ZİKİRMATİK

Piyasalar hakikaten canlı. Arz gelince, talep de izliyor ardından. Bugün Sabah'tan öğrendiğimize göre:

... geleneksel ibadet yöntemlerini kolaylaştıran cihazlar, büyük ilgi görüyor.

(...)

Kimilerine göre ''tespihin Çin malı elektronik modeli'' olarak nitelendirilen cihaz [zikirmatik], okunan her bir duanın ardından üzerindeki düğmeye basılarak, numaratörün çalıştırılması esasına göre işliyor.
Fiyatlar da gayet uygun.
Türk firmalarının isteği doğrultusunda Çin'de üretilen oyuncak laptoplar, çocuklara dua öğretiyor. Üzerindeki düğmelere basıldığında ilahiler söyleyen cihaz, çocukların namaz surelerini kolayca öğrenmeleri için üretilmiş. Fiyatı: 15 YTL
Ve çok ilginç (belki de çok sıradan) bir tepki Ankara Üniversitesi (AÜ) İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu'ndan gelmiş
Bu ürünleri yapan ve piyasaya sunan ülkelerin Müslüman olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Kırbaşoğlu, ''Kapitalist ülkeler, ürettikleri dini kavram ve isimler taşıyan ürünlerle Müslümanları kuşatıyor. Burada çok büyük paralar dönüyor'' dedi.
Allah allah, bugün uluslararası piyasada alınıp, satılan hemen herşey kapitalist üretim biçimleriyle ortaya çıkmıyor mu?

Müslüman ülkeler dediği ülkelerde başka bir iktisadi sistem mi var? Mesela?

Burada büyük paralar dönmesinin ne sakıncası var?

Hep anlatılırdı okulda, Osmanlı zamanında matbaayı ülkeye getirmek istediklerinde itiraz eden din adamlarının (ulemanın) öne sürdüğü iddialardan biri Kuran'ı, Allah'ın kitabını kafirlerin ürettiği araçlarla basmanın günah olacağıymış.

06 Mayıs 2008

Dünyanın en zeki insanı Teksaslı çıktı

Teksaslı öğün, çalış, güven!

01 Mayıs 2008

Havana'da 1 Mayıs

1 Mayıs kutlamalarının en sönük geçtiği yerlerden biri de Havana. Katılım yüksek olmasına yüksek, 12 milyonluk ülkede, 500 bin kişinin yürüyüşte hazır ve nazır olduğunu okuyoruz. Ama heyecan var mı diye sorarsanız, yok. (Fidel Castro'nun işi bırakmadan önceki dönemde çekmiştim yukardaki resmi.)

Bir kere katılım neredeyse "norm", yani herkesin katılması "bekleniyor" ama bu beklentinin kendisini nasıl hissetirdiğine dikkat etmek lazım. Hemen her mahallede istihbarat amaçlı kurulmuş komiteler var, devrim muhafaza komiteleri deniyor bunlara. Bu resmi kurumların ofisleri var, sokağa bakan ofislerinde sürekli takılan bir takım vatandaşlar görürsünüz. Devletin yarattığı ciddi bir "hepinizi izliyor ve duyuyoruz, aklınızda bulunsun" mesajı veriyorlar. Domino falan oynuyorlar arada sıra. Bu komiteler bir yandan 1 Mayıs öncesi herkesi meydanlara çağıran posterler asarken, o günün sabahı kim geliyor, kim gelmiyor akılda tutmaya da gayret ediyorlar, bir nevi çetele tutuyorlar anladığım kadarıyla.

Bu 1 Mayıs'ta işçinin, emekçinin bir mücadele talebini dillendirmesi pek mümkün değil. Çünkü teknik olarak ülkede mücadele edilmesi gereken bir sermaye sınıfı yok. Daha doğrusu semantik olarak yok. Ama pratikte Komünist Parti ülkenin tüm kaynaklarının nasıl kullanılması gerektiğine kara veriyor ve aynı zamanda adalet ve askeri kurumları da kontrol ediyor. Yani bir kapitalist kurumda gördüğümüz sermayenin kontrol haklarına ek olarak, Küba Komünist Partisi aynı zamanda askeri kurumları, hukuk sistemini, her türlü alt yapıyı düzenliyor. Bunları yaparken de halkın bu işletme biçimimi sorgulayabileceği, başarısız bulduklarını değiştirebileceği hiç bir mekanizma yok nerdeyse. Bazen duyarız, Küba'da seçimler varmış falan diye. Son meclis seçimleri 2008 Ocak'ta olmuş gerçekten, yani aynen bizdeki gibi milletvekilleri seçimi. Tam 614 tane sandalye var mecliste. Pekiyi bu 614 sandalye için yarışan kaç aday varmış? Tam 614 tane!

Ulan kim oy verir ki böyle bir seçimde?
Sıkı durun. Katılım yüzde 95'in üzerindeymiş, üstelik henüz sandıkların kapanmasına bir saat daha varken. İronik bir rastlantı mıdır acaba, yine günlerden 1 Mayıs'ta, 1961'de, Castro demiş ki
Devrimin seçimlere zamanı yok. Latin Amerika'da devrimci hükümetten daha demokratik bir hükümet yoktur.
Evet, Havana'da, Devrim Meydanında 500 bin Kübalı varmış bugün. Dünyanın en iddiasız, en umutsuz, en heyecansız 1 Mayıs'ı...

29 Nisan 2008

Zaman Müslüman tecavüzcüleri haber yapmıyor mu?

50 bin tirajlı bir gazetenin yazarı bir kız çocuğuna taciz etmekten (belki de tecavüzden) tutuklandı, ama Zaman gazetesi bunu haber bile yapmadı. Neden?

Sözü edilen gazeteci ultra-dinci Vakit gazetesinin yazarı Üzmez olduğu için mi?

Acaba böyle bir olay bir Radikal yazarıyla ya da Cumhuriyet yazarıyla ilgili olsaydı, Zaman bunu sür manşete taşır mıydı?

Aynı şekilde Star ve Milli Gazete de olayı haber yapmamayı seçmiş.

Belki de, dinci büyüklerin küçük çocuklarla cinsellik yaşaması bu adamların kafasında son derece normal bir olay ve bu yüzden bu tip konular haber değeri taşımıyor.

Ama Abdurrahman Dilipak'ın yorumu da ilginç. Başka kimi gazeteciler böyle şeyleri Tayland'da, Filipinler'de yapınca bu kadar yaygara kopmuyor, ama biz yapınca ne bu şiddet mealinde açıklamalar yapmış bu inançlı düşünür. İşte böyle bir zihniyet belki şeriatçılık.

Bravo Zaman!
Bravo Star!
Bravo Milli Gazete!